Haberler

Anasayfa

Haberler

COP31 Vizyonundan İklim Eylemine: Türkiye’nin Sürdürülebilir Finans Dönüşümünde Katılım Finansın Rolü

İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir mesele değildir. Üretimi, enerji güvenliğini, uluslararası ticareti, kentsel gelişimi ve finansal sistemlerin işleyişini yeniden şekillendirmektedir. Dolayısıyla temel mesele, yalnızca iklim hedefleri belirlemek değil; bu hedefleri yatırım yapılabilir projelere, finanse edilebilir faaliyetlere ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürmektir.


Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması; iklim diplomasisini, sürdürülebilir finans kapasitesini ve gelişen düzenleyici yapısını ortaya koyması açısından stratejik bir fırsat sunmaktadır. Bu süreçte önemli bir dönüm noktası, 4 Eylül 2026 tarihinde İstanbul Finans Merkezi’nde “İklim Eyleminin Finansmanı: COP31 Vizyonundan Uygulamaya” temasıyla düzenlenecek İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi olacaktır. Zirvenin temiz enerjiden yeşil sanayileşmeye ve iklim değişikliğine uyuma uzanan gündemi, sürdürülebilir finansı ekonomik dönüşümün itici gücü olarak konumlandırmaktadır.


Daha Güvenilir ve Ölçülebilir Bir Finans Çerçevesi


Yeşil yatırımların gerektirdiği finansman, yalnızca kamu kaynaklarıyla karşılanabilecek boyutun ötesindedir. Türkiye’nin özel sermayeyi harekete geçirmesi, uluslararası yatırımları iklim hedefleriyle uyumlu faaliyetlere çekmesi ve farklı yatırımcı profillerine yönelik araçlar geliştirmesi gerekmektedir. Sermaye Piyasası Kurulunun sürdürülebilirlik ilkeleri ve sürdürülebilir finansal araçlara ilişkin rehberleri, çevresel ve sosyal performans ile sermaye tahsisi arasındaki bağı güçlendirmektedir.


Yeşil, sürdürülebilir, sosyal ve sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarına ilişkin 2026 yılı rehberleri, bu çerçeveyi belirli projelerin ötesine taşıyarak kurumsal performans hedeflerini de kapsayacak şekilde genişletmektedir. Bankacılık alanında ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun Yeşil Varlık Oranı düzenlemesi, portföylerin çevresel açıdan sürdürülebilir faaliyetlerle uyumunun değerlendirilmesini desteklemektedir. Temel soru, “Ne kadar finansman sağlandı?” sorusundan “Finansman nereye yönlendirildi ve nasıl bir dönüşüm yarattı?” sorusuna doğru evrilmektedir.


Taahhütten Uygulamaya


Düzenlemeler, ancak iklim hedefleri reel ekonomi yatırımlarına dönüştüğünde tam anlamıyla değer yaratacaktır. Öncelikli alanlar arasında temiz enerji, elektrifikasyon ve elektrik şebekesi altyapısı, iklime dirençli kentler, düşük karbonlu sanayileşme ve iklim değişikliğine uyum yer almaktadır. Türkiye açısından sanayinin karbonsuzlaştırılması yalnızca çevresel bir hedef değil; üretim kapasitesi, ihracat ve uluslararası rekabet gücü için de temel bir gerekliliktir.


İklim değişikliğine uyum finansmanına da aynı ölçüde önem verilmelidir. Fiziksel risklerin yoğunlaşmasıyla birlikte kentlerin, altyapının ve işletmelerin dirençliliğini artıran yatırımlar kritik hâle gelmektedir. KOBİ’lerin de enerji verimliliği, daha temiz üretim ve teknolojik yenilenme için finansmana erişebilmesi gerekmektedir. KOBİ’lerin bu sürece katılımı, yeşil dönüşümün ekonominin geneline yayılıp yayılmayacağını belirleyecektir.


Katılım Finansın Stratejik Rolü


Katılım finans, gelişmekte olan bu yapı içinde güçlü bir konuma sahiptir. Reel ekonomik faaliyetlerle bağlantısı, varlık ve ticarete dayalı yapıları, risk paylaşımı ilkeleri ve toplumsal faydaya verdiği önem, sürdürülebilir finansın hedefleriyle güçlü bir uyum içindedir. Bununla birlikte, bu alandaki fırsat mevcut ürünlere “yeşil” etiketi eklemenin ötesine geçmektedir. Sektör, üretken faaliyetlerle doğrudan bağlantılı, doğrulanabilir çevresel ve sosyal etki yaratan finansman modelleri tasarlayabilir.


Yeşil sukuk ve sürdürülebilirlik odaklı kira sertifikaları, proje bazlı finansman, KOBİ’lerin dönüşümüne özel çözümler ve performans bağlantılı sermaye piyasası araçları önemli bir potansiyel sunmaktadır. Bu araçlar, yurt içi tasarruf sahipleri ile küresel İslami finans yatırımcılarını Türkiye’nin iklim yatırımlarına yönelik proje havuzuyla buluştururken risk dağılımını iyileştirebilir ve fonlama tabanını genişletebilir.


İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi, eşgüdümlü eylem için bir platform sunacaktır. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) tarafından ortaklaşa düzenlenecek üst düzey panelde, etkin piyasa altyapısı aracılığıyla iklim finansmanı ile İslami finansın nasıl ilişkilendirilebileceği ele alınacaktır. Panelde yatırım yapılabilir proje havuzları, risk dağılımı ve uluslararası sermaye ile uygulama ekosistemleri arasındaki bağlantılar değerlendirilecektir.


“COP31’in Uygulama Süreci İçin İslami Finansın Harekete Geçirilmesi” başlıklı stratejik diyalog; standart belirleyici kuruluşları, iklim finansmanı kuruluşlarını, katılım bankalarını, tekafül hizmeti sağlayıcılarını ve İslami özel sermaye aktörlerini bir araya getirecektir. Türkiye’nin katılım bankacılığı ekosistemini temsil eden TKBB, üye kuruluşların iklim finansmanı öncelikleri doğrultusunda birlikte hareket etme ve somut uygulamaları hızlandırma yollarının ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır.


Bu girişimler, İstanbul Finans Merkezi’nin sürdürülebilir finansı ve katılım finansı yatırımcılarla ve finanse edilebilir iklim projeleriyle buluşturan uluslararası bir merkez olma potansiyelini güçlendirmektedir.


Sonuç


COP31’e uzanan süreç, Türkiye’nin sürdürülebilir finans dönüşümünde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Öncelik; kamu, finansal kuruluşlar, reel sektör ve uluslararası paydaşlar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, taahhütlerin yatırım yapılabilir projelere ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesidir. Reel ekonomi odaklı yaklaşımı ve çeşitli finansal araçlarıyla katılım finans, bu dönüşümü daha kapsayıcı ve dirençli hâle getirebilir. Bu nedenle COP31, diplomatik bir dönüm noktasının ötesindedir: Türkiye’nin, taahhütlerin finansmana, finansmanın yatırıma ve yatırımların güvenilir iklim eylemine nasıl dönüştüğünü ortaya koyması için bir fırsattır.